Gunes Saati Ne Zaman Bulundu? Hakkında Bilgi

| 02 Ocak 2009 Cuma

Güneş Saati Alm. Sonnenuhr (f), Fr. Cadran (m) solaire; horloge (m) solaire, İng. Sundial; solar time.Güneş ışınlarının bir cisimde meydana getirdiği gölgelerden faydalanarak günün kısımlarını bulan düzen.

İlk defa düşey olarak düzenlenen bir çubuk şeklinde kullanılmış ve gölge uzunluğuna göre günün zamanı tesbit edilmiştir.

Eski Yunanda değişik güneş saatleri kullanılmıştır. Pergalı Apollonius (M.Ö. 250) konik kesit kullanarak daha da hassas saat elde etmiştir. Ptolemi ise kurduğu düzende gölgeleri çeşitli eğik düzlemlerde gösterir saat geliştirmiştir. Atina’daki bir kulede M.Ö. 100 yılından kalma sekiz güneş saati bulunmaktadır. Roma’da ise M.Ö. 290’da ilk güneş saati ortaya çıkmıştır.

Müslüman Araplar, güneş saatine çok önem vermişler, yatay, düşey ve eğik düzlemli çok değişik türlerini geliştirmişlerdir. Bazı eski camilerin duvarlarında veya uygun yerlerinde güneş saatleri vardır. Trigonometri prensiplerini kullanarak düzeni ve imalatını basitleştirmişlerdir. M.S. 13. yüzyılda Ebü’l-Hasan saat çizgilerinin silindirik, konik ve diğer yüzeylerde belirtilmesi üzerinde çalışmalar yapmıştır. İlk mevsimler için eşit saatin kendisi tarafından ortaya çıkarıldığı kabul edilir. Ancak mekanik saatin ortaya çıkmasıyla güneş saatinin kullanış alanı azalmıştır. Müslümanların saate verdikleri önem, namaz vakitlerinden kaynaklanmaktaydı. Mesela, büyük alim Abdülhak Sücadil’in Farsça Mesail-i Şerh-i Vikaye kitabında güneş saati şu şekilde anlatılır:

“Güneş gören düz bir yere, bir daire çizilir. Bu daireye, önce Hind Müslümanları tarafından kullanıldığı için, “Daire-i Hindiyye” denir. Dairenin ortasına, çapının dörtte biri kadar uzun, dik bir çubuk dikilir. Bu çubuğun gölgesi, sabah vakti, dairenin dışına kadar uzundur ve batı tarafındadır. Güneş yükseldikçe, gölge kısalır. Gölgenin ucunun, daireye girdiği noktaya işaret konur. Güneş gün ortasına gelince, gölgenin boyu en küçük olup, sonra tekrar uzamaya başlar ve doğu tarafından dışarı çıkar. Çıktığı noktaya da işaret konur. Bu işaretlenen noktalar arasındaki daire yayının ortası ile merkez arasına düz bir çizgi çizilir. Bu, oranın nısf-un-nehar «gün ortası» çizgisi olur. Gölge ucu bu çizgiye gelirse gün ortası olur. Gölge bu hattan ayrıldığında öğle namazı vakti başlar. Çubuğun gölgesi, çubuğun boyunun bir veya iki katı kadar daha uzayınca ikindi vakti başlar.”

Rönesansla güneş saati yaygınlaştı. Ancak 19. yüzyıldan itibaren süs olmaktan ileri gitmemiştir.

Güneş saatinin çalışma prensibi, güneşin gökteki hareketi ile ilgilidir. Bu görünür hareket dünyanın kendi ve güneş etrafındaki dönüşü ile alakalıdır. Ancak, güneş saatinin hassaslığı için gözönüne alınması gereken başka üç tesir daha vardır: Bunlardan ilki, dünyanın güneşi odak kabul ederek hareket etmesi; ikincisi, yörüngenin elips olması ve üçüncüsü, dünyanın dönme ekseninin eğik olmasıdır.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

Umre Ziyaret Yerleri Nelerdir? (Hakkında Bilgi)

| 01 Ocak 2009 Perşembe

MEDİNE-İ MÜNEVVERE'Yİ ZİYARET

Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret etmek, mescidinde namaz kılmak, Onun ve Ashabının yaşadığı yerleri görmek üzere Medine'ye doğru yola çıkan bir hacı, bu ziyaretiyle yalnızca Allah'a yakınlaşma amacı gütmelidir. Çünkü hacının İslami duyarlılığını daha da artıracak olan bir kutlu yolculuk, gerçekten Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanmanın önemli bir vesilesidir. Zira Cenab-ı Hak, Peygamberini ziyarete gelenleri sever ve onların, onun huzurunda yapacakları duaları geri çevirmez. Hz. Peygamber de kendisini ziyarete gelenlere şefaat edeceğini bildirmiştir. Yolculuk esnasında, bol bol salatu selam getirilmeli ve Medine'ye yaklaştıkça bu daha da artırılmalıdır. Hacı, bu ziyaretin sıradan bir ziyaret olmadığını düşünerek büyük bir tevazu, saygı ve vakarla Medine'ye girmelidir. Medine'ye girerken "Rabbim! Gireceğim yere dosdoğru girmemi sağla; çıktığım yerden de dosdoğru çıkmamı sağla. Bana katından, yardımcı bir güç ver"(9) duasını okuması güzel olur. Evlere yerleşip gerekli ihtiyaçlar giderildikten ve hazırlıklar yapıldıktan sonra, Mescid-i Nebi ve Hz. Peygamber'in kabri ziyarete gidilir.

Mescid-i Nebî'yi ve Hz. Peygamberin Kabrini Ziyaret
Medine-i Münevvere, İslam nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı, İslam'ın aydınlığını insanlığa ulaştıran Allah Rasûlünün ve Sahabenin hatıralarıyla doludur. Sinesinde İslam'ın en büyük önderlerini barındırmaktadır. İslam'ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Peygamber Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm devleti burada kurulmuş, İslâm'ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır. Rasulüllah İslâm'ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Böylece Medine, Allah'ın en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir. Asr-ı Saadet, en parlak şekilde bu şehirde yaşanmıştır. İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Peygamber Efendimizin terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur. Böylece bu şehir dünyada adeta cennet misali bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir. Tarih, Rasulüllah'ın sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahid olmamıştır. İşte Medine-i Münevvere bu güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal şehirdir. Vefatından sonra kendisini ziyaret edenler hakkında Peygamberimizin: "Beni vefatımdan sonra ziyaret eden sağlığımda ziyaret etmiş gibidir."(10)
"Kabrimi ziyaret eden şefaatimi hak eder"(11) "Kalbinde beni ziyaretten başka hiçbir düşünce olmaksızın kim beni ziyarete gelirse, Kıyamet gününde şefaatimi haketmiş olur." buyurduğu rivayet edilmektedir. Bu itibarla hacıların Medine-i Münevvere'ye giderek Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret etmeleri, mescidinde namaz kılmaları, Peygamber sevgisini yenilemenin ve onun sünnetine bağlılığı kuvvetlendirmenin önemli bir vasıtasıdır.

Baki Mezarlığı'nı Ziyaret
Mescid-i Nebî'nin doğu tarafında bulunan Baki Mezarlığını ziyaret etmek müstehaptır. Peygamber Efendimizi görme şerefine nail olan, sesini duyan, onunla namaz kılan ve İslâmiyet uğrunda hiçbir fedakarlıktan çekinmeyen on bin civarında sahabi bu mezarlığa defnedilmiştir. Üçüncü halife Hz. Osman, Hz.Abbas, Hz.Aişe, Hz. Fatıma, Sad b. Ebi Vakkas, Hz.Hasan gibi sahabe ile İmam-ı Malik gibi Tabiundan bir çok büyük zevat burada bulunmaktadır. Mezarlığın içerisine girmek şart olmamakla birlikte kapısı açık olduğunda içeri girilerek; kapalı olduğunda dışardan ziyaret edilebilir. Ziyarette orada yatanlara selâm verilir ve dua edilir. İsteyenler Dua kitabındaki mezarlıkları ziyaretle ilgili selâm ve duayı okuyabilirler. Peygamber Efendimiz zaman zaman Baki Mezarlığını ziyaret eder ve orada medfun bulunan mü'minler için dua ederdi.

Kuba Mescidi
Peygamberimiz Hz. Muhammed, Mekke'den Medine'ye hicretleri esnasında, Medine'ye 5 km. mesafede bulunan Kuba'da 14 gün kalmıştı. Bu süre içinde Peygamberimiz orada bir mescid inşa etti ve burada namaz kıldı. Kur'an-ı Kerim'de takva üzere yapıldığı bildirilen ve İslâm âleminde cemaatle namaz kılınmak için yapılan ilk mescid budur. Kuba Mescidini ziyaret etmek ve burada iki veya dört rekat namaz kılmak müstehaptır. Bu mescidin ziyareti ile ilgili olarak Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "Kim evinde güzelce temizlenip abdest aldıktan sonra, başka maksatla değil de sadece namaz kılmak için Kuba Mescidine giderse umre sevabı alır."(12) Hz. Peygamber sağlığında, Cumartesi günleri Kuba Mescidini ziyaret eder ve burada namaz kılardı.

Uhud Şehitleri
Uhud, Medine'nin 5 km. kadar kuzeyinde bir dağın adıdır. Hicretin üçüncü yılında (M.625) müslümanlarla müşrikler arasında burada yapılan savaşta, Ashab-ı kiramdan 70 kişi şehid olmuş ve buraya defnedilmişlerdir. Peygamberimizin amcası ve şehidlerin efendisi Hz.Hamza da bunlar arasındadır. Hz.Peygamber, her yıl Uhud şehitlerini ziyaret eder ve onlara dua ederdi. Uhud şehitlerini ziyaret etmek de müstehaptır.

Kıbleteyn Mescidi
İslam'ın ilk yıllarında namazlar, Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya doğru kılınıyordu. Peygamber Efendimiz Kıble'nin Kâbe olmasını, yani namazların Kâbe'ye dönülerek kılınmasını çok arzu ediyor ve bu konuda Allah'tan gelecek emri bekliyordu. Hicretten 18 ay kadar sonra Şaban ayının 15. günü (Berat Kandilinde) Hz. Peygamber, Seleme oğulları mahallesinde öğle veya ikindi namazının farzını kıldırdığı esnada, ikinci rekatın sonunda aşağıdaki âyet-i kerime indi: "... Seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde hemen Mescid-i Haram'a (Kâbe'ye) doğru dön. (Ey mü'minler) siz de nerede olursanız olun, (namazda) oraya doğru dönün."(13)

Yedi Mescidler
Hendek savaşının yapıldığı bölgede bir birine yakın küçük küçük yedi mescid bulunmaktadır. Bunlara " Yedi Mescidler" denir. Medine'ye gelenler tarafından buraların da ziyaret edilmesi âdet haline gelmiştir.

MEKKE-İ MÜKERREME'DEKİ BAZI ZİYARET YERLERİ
Mekke'de, Hz. Peygamber ve onun değerli ashabının izlerini taşıyan bazı yerler vardır. Mekke'ye gidenler buraları ziyaret etmektedirler. Bunlardan bazıları şunlardır:

Hz. Peygamber'in Doğduğu Ev

Mu'alla Mezarlığı : Hz. Hatice validemiz burada medfundur.

Hira Mağarası: Hz. Peygamber'e ilk vahyin geldiği yer olan bu mağara, Nur Dağının tepesinde bulunmaktadır.

Sevr Mağarası : Hicret esnasında, Hz. Peygamber ile Hz. Ebu Bekir'in gizlendikleri mağaradır. Sevr Dağında bulunmaktadır.

Cin Mescidi: Cin Sûresi'nin indiği yerde inşa edilmiş olan mescittir.

Dipnotlar
(9) İsra Suresi, Ayet, 80.
(10) Darekutni, II/278, No: 192 ; Beyhaki, Şuabü'l-İman , III/488, No: 4151; es-Süneni'l-Kübra, V/246; Hysemi , Mecmau'z ' Zevâid, IV/2.
(11) Darekutni, II/278, No: 194 ; Beyhaki, Şuabü'l-İman , III/490, No: 4159; Heysemi, Mecmau'z-Zevâid IV/2
(12) İbn Mace, Salat, 197 [Hadis No: 1412]
(13) Bakara Sûresi, âyet : 144

Karun Hazineleri Nedir? (Hakkında Bilgi)

|

Antik Çağ’da Anadolu’nun batısında yer alan, güneyi Karia, kuzeyi Mysia, doğusu Frigya, batısı Ionia ve Aiolia bölgeleri ile çevrili alana Lidya denmektedir. Ünlü tarihçi Heredot’a göre üç sülalenin yönettiği Lidya’nın son sülalesi Meermnandlar 141 yıl egemen olmuş, Lidya’nın bölgede siyasal ve ekonomik yönden önemli ülke olmasını sağlamışlardır.

Saray entrikaları ile 2. sülale Heraklidlerden krallığı ele geçiren 3. sülale Mermenandlar Kral Gyges ile başlar. Ardys, Sadyattes, Alyattes ile devam edip Kroisos yani Karun ile son bulur. Milattan önce 7. yy’ın ilk yarısında Gygesil’e başlayan Lidya İmparatorluğu parayı icat ederek insanlık tarihinde önemli buluşlardan birini gerçekleştirmişlerdir. Bu buluş, ilk çağ dünyasının ekonomik gelişimini bir olay olmuştur.

Lidya’nın ilkçağ dünyasının en zengin ülkesi olmasının bir nedeni Tmolos dağlarından çıkan ve Hermos Nehrine karışan, başkent Sardes’ten geçen Paktalos deresinin alüvyonları içindeki altındır. Buradan çıkarılan altın Lidya’nın kaderini belirlemiştir. 3. sülalenin son kralı Kroisos babası Alyattes’in ölümünden sonra M.Ö. 560’ta tahta geçmiş ve akıl almaz zenginliği sayesinde “Karun kadar zengin” deyimiyle günümüze kadar taşımıştır.

Karun hazineleri hakkında bilgi edinebilmek için Lidya krallığını incelemek gerekir.

M.Ö. 560-546 yılları arasında ülkesini yöneten bu kralın dönemine ait Uşak’ın 25 km batısında ve İzmir karayolu üzerinde bulunan Güre köyü yakınlarında Lidya tümülüslerinden çıkarılarak kaçırılan ve 1993 yılında geri alınan eserlere Karun Hazineleri denmektedir.

SİYASİ TARİH
İlkçağda kabaca bugünkü Gediz ve Küçük Menderes vadilerini kapsayan bölgeye Lydia adı verilmekte idi. Bu aynı zamanda Anadoluya özgü bir uygarlığada adı vermekte idi: Lydia Uygarlığı:

Sardes’teki ilk yerleşme ile ilgili doyurucu bir bilgi yoktu. Yapılan kazılar, Sardes’in Tunç çağı sonlarında bir Anadolu köyü özelliklerini taşıdığını göstermiştir. Tunç çağı sonlarına ait tabakalardan, ölülerin yakılıp gömüldüğü öğrenilmiş, ağaç dalları, kamış ve balçıktan yapılmış, daire biçiminde bir kulübe bulunmuştur. Ancak bu köy topluluğu Kıta Yunanistan ile kültürel bağlar kurabilmiştir. Sardes’in alt tabakalardan çıkan Geç Hellas III c türü miken keramik parçaları, Türk çağı sonlarında Yunanistan ile Lydia arasındaki kültürel bağların ispatıdır.

Sardesliler özellikle Yunanlıların etkisinde kalmışlardır ki Lydialıların geometrik üslup çanak çömlekçiliği tamamıyle yunan etkisi altında gelişmiş bir türdür ve böylece de boyalı Lydia geometrik üslubunun doğması demir çağ Lydiasındaki en önemli buluşlardan biridir; Kültür ve sanat hareketlerinin düzeyinin yükseldiğinin de en güzel kanıtıdır. Boyalı çanak çömlekçiliğinin başlaması nüfusa pek etkide bulunmamıştır. Yerli çanak çömlek ustaları ve ressamlar Yunanistan’dan dış alımla yapılan eşya ve malzeme ile çalışarak ya da bizzat Yunanistan’a gidip yunan çanak çömlek ve ressamları ile beraber çalışarak yeni şeyler öğreniyorlardı.

Sardeslilerin tarihi geçmişleri ile ilgili bilgileri çeşitli efsanelerden ve kazı çalışmalarından öğrenmekteyiz. Sardesli heraklidlerle ilgili bilgiye göre Kambles yada Komblites adındaki bir heraklid – Tylaind kralı çok yer ve içerdi. O denli oburdu ki bir akşam karısını kesip yedi. Bazıları bunu hırsından yaptığını söylediler. Sabahleyin kral, karısının elini ağzında bulunca dehşete düştü ve kendi boğazını kesti, çünkü yaptığı korkunç iş açığa çıkmıştı. Tümüyle düş ürünü olmasına karşın bu öykü eski dönem kayıtlarına ait bir fikir vermesi bakımından ilginçtir.

Sardesliler kazı bakımından çok zengin bir ülke olmasına karşın zaman zaman vahşi bir hayat yaşamışlardır. Ve bu yaşam tarzları da çeşitli efsanelerin doğmasına yol açmıştır; Sardesli hükümdar Kandoules’in adının köpek boğan anlamına geldiği yapılan arkeolojik buluntularla doğrulanmıştır: Sardes kazılarında, aynı türde 11 adet kab içinde yeni doğmuş köpek yavrularına ait iskeletler bulunmuş ve buluntuların bir hint Avrupalı savaş tanrısı niteliğindeki Kandoules onuruna verilen yemekler sırasında yenildiği anlaşılmıştır. Bir başka efsaneye göre karısının güzelliğine hayran olan Son herakled Tylonid Kandoules , bu güzelliği en yakın adamlarından Mermand olan Gyges’e gizlice gösterir. Seyredildiğini sezen kraliçe , genç Gyges’e zorlayarak ya kocasını öldürerek kendisiyle evlenmesini ya da O’nu öldüreceğini söyler. Öykü Gyges’in Kandoules’i yatağında bıçaklamasıyla son bulur.

Mermand krallarında Gyges, Ardys, Aliyattes ve Kroisos güç politikasının silahı olarak ekonomik kaynakları kullanmışlardır. Hatta ilk sikkenin ortaya çıkışının asker ücretlerinin ödenmesiyle ilgili olduğu bile düşünülebilir.

Genellikle etki alanları çok geniş kehanet merkezlerine Lydia kralları tarafından gönderilmiş armağanları , yunan siyasetini parasal araçlarla etkileme adımı olarak kabullenmek olasıdır.

Sardes kenti antik dünyanın en güçlü en zengin ve en anlamlı başkenti olarak ününü duyurdu. Lydia sanat ve mimarlığının ön Asya ve Yunan ufkunda bir yıldız gibi parladığı bu dönemde Sardes’te yaşamak dünyanın en görkemli kentinde yaşamak demekti.

Sardes’te bulunan Yunanistan’dan dış alımı yapılmış vazolar Mermond sülalesi zamanında Hindia ve Yunanistan arasında oldukça gelişmiş bir ticaretin en önemli dairelerini oluşturmaktadır. Ki bu da bize Yunanistan ile ilişkilerin pek erken başladığına tanıklık etmektedir.,

Sardes krallarından Gyges’in mezhebi olarak kabul edilen tümülüsün boyutları bir dereceye kadar güç ve zenginliği yansıtır. Bu anıt Gyges ve kentinin büyüklüğünün gözle görünebilen bir simgesi aynı zamanda Lydia mimarlığının anıları koyabilmek için yapılan ilk örneğidir. Yapılan istila ve savaşlar bazı olayları ortaya çıkarmıştır. Örneğin; yanan bir ev damının çökmesi sonucu küçük bir çocuk iskeletiyle, bir çukura atılmış, bazı organları eksik iki erkek, iki kadın ve bir çocuğa ait iskeletler bu yıkımın acımasızlığının kanıtıdırlar. Yapılan kazılar İslamiyet öncesi 6. yy’da Lydia ve Karia arasında bir ilişkinin varlığını maddi belgelerle kanıtlamıştır. Ayrıca Sardes’te bulı8unan ve üzeri Karia dilinde (Karca) yazıtlarla dolu çanak çömlek parçaları bu Lydia- Karia ilişkisinin tanıklarıdırlar. Heredottos’un 57 yıl saltanatta kaldığını bildirdiği Alyattes son yıllarında kendisini görkemli bir mezar anıtı yaptırmıştır. Kutsal fahişelerin büyük katkıları sonucunda oluşturulan bu görkemli anıt Lydia tümülüslerinin en büyüğüdür. Bu anıt mezar soyguncularınca yağma edilmiş bir biçimde ortaya çıkarılmıştır. Hatta lahit bile bulunamamıştır. Bu mezar odası Lydia duvar işçiliğinin en başarılı ve en cesur örneğini verir; Çok iyi perdahlaşmış, mermerleşmiş kireçtaşı blokları demir kentlerle şaşırtıcı bir güzellikte bir birine birleştirilmişlerdir.

İlk çağda çok zengin kişileri Kroisos gibi zengin denilmiştir; Bu zenginlik doğu dünyasını da etkilemiş Karun gibi zengin deyimiyle Kroisosun zenginlikleri kastedilmiştir. Kroisos çağında Lydia krallığının başkenti Sardes zenginliğinin etkinliğini ve kültürel gelişimin doruğuna ulaşmıştır. Siyasal alandaki uyum sanat olaylarını da etkilemiş Kroisos’un destek ve isteğiyle sanat alanında büyük eserler oluşturulmuş böylece İslamiyet öncesi 6. yüzyılın ortasında Lydia ve sardes Arkaik Doğu Yunan sanatının merkezi haline gelmiştir. Anadolu’nun verimli topraklarını ticaret ve sanat merkezi olan diğer kentlerine krallığına bağlayan Kroisous bunlardan elde ettiği zenginliklerle çok parıltılı bir yaşam sürmeye başlamış, her yönden Sardes’e koşan bilginleri iyiliklere boğarak o zamanki uygar dünyada kenine büyük bir ün kazandırmış Kroisous döneminde Lydia devleti, İslamiyet öncesi 5. yüzyılda oyun yazarı Anskhylos’un deyimiyle altın Sardes ya da altın yatağı Savdus zenginliğinin ve kültürel gelişiminin doruğuna ulaştı; başkentin bu göz kamaştıran görkem ve zenginliğini büyük merak konusu, giderek bir Lydia hayranlığının oluşmasına neden oldu; Örneğin Lydia’da üretilen parfüm ve kremler, o zamanki dünyanın en çok aranan malları durumuna geldi. Lydia’ya karşı duyulan hayranlık özellikle Yunan dünyasında Lydia kremi ve süs eşyalarının da dışına taştı; Söz gelimi Atina’nın ünlü siyah figürlü vazo ressamlarından birinin Lydia’lı ismini taşımış olması, bu ilginin coşkunluğunu dile getirir.

Ticaret ve endüstrinin çok gelişmiş olmasına karşın, üretilen artı ürünün oransız bir bölümü devlet hazinesi tarafından yutuluyor ve burada yeniden üretici işleri için kullanılmayıp ya altın ve gümüş olarak biriktiriliyor yada savaşta yararsız eğlencelerde dökülüp saçılıyordu. Bu yüzden gerçek servette sağlanan mutlak artış büyük değildi ve satın alma gücü gereksiz ölçüde sınırlıydı, bu nedenle sınırsız gibi görünen zenginliğe karşı Lydia devletinin yıkılışı çok kolay olmuştu.

UYGARLIK TARİHİ
Paranın Bulunuşu: Uygarlık tarihinde önemli yere sahip olan Lidya Krallığı 141 süren egemenliği boyunca doğu sorunlarıyla uğraşmış ve bu sorunların yarattığı korku krallığın kendisini göstermesine engel olmuş. Fakat sanatta başarılı eserler ortaya koymuştur. Örneğin dinsel bağlarla bağlı olan ve İyon sanatının yumuşaklığı ile doğu sanatının coşkunluğunun karıştırılıp harman edildiği okullar açılmıştır. Yunan etkisininde olduğu Lidya düşünün ve beğenisiyle birleşerek sonuçta vahşi fakat hareket ve dinamizmin egemen olduğu bir biçim ortaya çıkmıştır. Lidyalıların insanlık tarihi ve kültürüne yaptıkları armağanlardan en önemlisi parayı icat etmeleridir. İlk çağ dünyasının ekonomik gelişimini büyük ölçüde hızlandırmış ve hatta tarihin akışını bile etkilemiştir. Sikkeler yaparak ödeme biçimleri fiyat strüktürünün düzenleme gereği duyuldu. Bunun sonucunda okur yazarlığa gereksinim duyuldu. Dolayısıyla herkesin öğrenebileceği ve çabuk kullanabileceği bir alfabenin geliştirilip yayılması sağlandı. Lidya kralları para sistemini icat etmekle insanoğlunun ekonomik aşamasına çok önemli bir katkıda bulunmuştur ve modern ekonominin temelini atmışlardır.

Ekonomi ve Ticaret: Sardes halkı küçük dükkan halka açık gazinolar ve hatta genelevleri sahibi olan ilk insanlar olduğu görülür. Yapılan kazı ve eserlerde bilinen ilk serbest Pazar kurmuşlar hatta geçmişi doğu pazarlarının öncesi olarak kabul edilebilir.
Örneğin İyon fincanlar, Aitolio kraterleri, samos alabastronları kuş biçimli rodos kastleri Lidyalıların ege kıyıları ve kent devletleriyle ticaret yaptığını göstermektedir. Altının bulunması doğanın ve coğrafya koşullarının oluşturduğu güzel bir rastlantı olması, etkin bir ticaret merkezinde yaşayan halkın ticaret yaşamını pratik hale getirecek buluşlar yapması doğaldır. Çıkarılan eserlerde de görüldüğü gibi Lidya2nın ilk çağ insanını en etkileyen yönü altın zenginliğidir. Sardes aşağı kentinde akropelden uzak kurulmuş sanayi çarşısının kuruluşunu göstermektedir. Altın işçileri ve mücevherci dükkanları ana tanrıçanın koruması altında bulunmaktadır Lidya’da soylu denilebilecek ve kralın mutlak yönetiminde olmayan zengin sınıfın olduğu görülür.

Din: Lidyalıların diniyle ilgili fazla bilgi yoktur. Ana tanrıça Kybele’ye büyük saygı vardır. Çeşitli tapınmalarda bulunurlardı. Uzun saçlı rahipleri hadım edilir, vahşi çığlıklar attıkları , dinsel törenlerde, teflerini, kırbaçlarını, zillerini ve kokular yayan saçlarının buklelerini ana tanrıçaya itaf ediyorlardı. Lidyalılar daha çok Yunan dini ve tanrılarının etkisinde kalmış bir ulus olduğunu gösterir.

Ölü Gömme Geleneği: Toprak kil ve taştan yapılmış tümülüslerin altında bir yere gizlenmiş mermer yada kireç taşından mezar odaları Lidyalıların ölümden sonraki yaşamalrını sürdürdüklerine inanılan kanıtlardır. Lidyalılar gerçek yaşamalrını sürdükleri mekanlardan çok öldükten sonraki yaşamalrını geçirecekleri mekanlara güzel ve süslü mermer yapı ve sunakları donatmaları görülür.

Yazı ve Edebiyat: Bulunan bir yazıtta Lidya dili ile değil fakat ona yakın bir dille yazılmış olduğu sanılan bir yazı bulunmuştur. Sanata çok önem verilen Lidya sarayında edebiyatın önemli bir yerinin olmadığı görülür.
Mimarlık Heykeltıraşlık Keramik: Yapılan kazılarda Sardes’in çok zarif mermer yontular ve yine mermerden gelen ve kutsal yapılarıyla ün yapmasına karşılık halk ahşap çatılı, kerpiç duvarlı yapılar içinde yaşıyordu. Bu daha halk ve krallığın arasındaki uçurumu gösterir. Sardes heykeltıraşı ekolü iyon sanatının yumuşaklığını ve doğu sanatının coşkunluğunun karıştırılıp harman edildiği kendine özgü özelliklerdir. Lidya bezemesi çağdaşı diğer Rodos ve doğu Yunan eserlerinden teknik ve üslup yönlerinden kendine özgü nitelikleriyle kolay ayırt edilebilmektedir. Vazolar üzerine renkli olarak yaban domuzu, arslan, sfenksler, kuş, keçi ve dağ keçileri betimlemeleri kraliyet sarayının esini ile geliştirilmiştir. Fakat hiçbir zaman halk tabakası üzerinde etki yapamamıştır.

Küçük El Sanatları: Sardes’te sanat yönünden şaşırtıcı, yaratıcı çabalar mimarlık yontu alanlarında gösterilmiştir. Fildişi oymacılığı ve altın işçiliği yer tutmaktadır. Yapılan kazılarda heykel işlemeciliği, altın takılar, döğmeler örnek gösterilebilir. Mermanedler döneminde altın işçiliğinde çok yüksek bir becerinin ve mücevhercilikte basitliğini yitirmiş uzun bir geçmişe dayanan çalışmanın varlığını ortaya koyar. Enteresan bir şeyde küpeye çok önem verilmesidir. Sardes’li kadınlar ve Lidyalı süvarilere ait elli altın küpe bulunmuştur.
Günlük Yaşam: Sardeslilerin akşam yemeği için kırmızılar giydiklerini ve fildişi ayaklı, mor döşemeli yataklarına önemle uzandıkları anlatılır. Güzel kokuları Lidyan denen kaplarda saklamaları güzellik merhemlerinin sürülmesi uzun saçarlını süs eşyaları kullanmaları toplantıya gidilirken mor giysiler, kokulu merhemlerin saçlara sürülmesi onlara büyük zevk vermesi bir yaşam tarzıydı. Lidya halkı oyunun her türlüsüne düşkündü. Kumar oyunları ve aşık kemiği ile oynana oyunlar başta gelirdi. Görünüşe bakılırsa mimarlık açısından çok yoksul donatılmış illerdi. Yaşamları oldukça sıkıcı olması ve Lidyalılar bu oyunları yaşamalarına daha renkli bir hale getirmek amacıyla bulmuşlardır. Müzik konusunda pek açık olmayan belgelere sahibiz. Yalnız paktis denilen Lidya liri olduğu ve süvarileri savaş yürüyüşlerinde uyum sağlanması için flüt ile kaval kullandıkları belirtilir.

KAYNAKÇA
1.Doç.Dr. Veli Sevin, Anadolu Uygarlıkları, cilt 2,Görsel Yayınları,Sayfa 256-265
2.Emel Özçelik, Arkeolog Araştırmacı,
3.Kazım Akbıyıkoğlu, Müze Müdürü, Arkeolog
4.Uğur Hoşgören, Araştımacı

Turk Tezhip Sanati Hakkinda Bilgi

|

Türk Tezhip Sanatı Nedir? Türk Tezhip Sanatı Hakkında Bilgi

Türklerde tezhibin geçmişi Uygurlar’a kadar uzanır. Mani dininin Uygurlar arasında yayıldığı 9. yüzyılda tezhip sanatı da görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde İslam ülkelerinde de tezhip yaygın bir sanattı. Anadolu’ya Selçuklular’ın getirdiği tezhip en gelişkin dönemini Osmanlılar zamanında yaşamıştır. 15. yüzyılda Mısır’da Memlûk sanatçıları ayrı bir üslup geliştirmişler, aynı dönemde İran’da ve ardından Timurluların egemen olduğu Herat, Hive, Buhara, Semerkant gibi merkezlerde tezhip sanatı büyük gelişme göstermiştir. Herat’ta geliştirilen üslup daha sonra da İran tezhip sanatını büyük ölçüde etkilemiştir. Osmanlı sanatçıları da 15.-16. yüzyıllarda İran’la artan ilişkiler sonucunda Herat Okulu’nun birçok özelliğini yapıtlarında kullanmış, yeni bireşimler yaratmışlardır.

18. yüzyılda Osmanlı tezhip sanatı gerilemeye yüz tutmuş, klasik motiflerin yerini kaba süslemeler almaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise sanatın hemen her alanını saran batı etkisi tezhibe de yansımış, örneğin Klasik dönemde tek olarak kullanılan çiçek motifleri vazolar, saksılar içinde buketler halinde görülür olmuştur.

Tezhip doğuda olduğu kadar batıda da uygulama alanı bulmuş bir sanattır. Özellikle ortaçağda Hıristiyanlık’ın kutsal metinlerini, dua kitaplarını süslemede yoğun biçimde kullanılmıştır. Ama zaman içerisinde kitaplarda da resim öne çıkmış, tezhip yalnızca başlıklardaki büyük harfleri süslemekle sınırlı kalmıştır. Tezhipte temel malzeme altın ya da boyadır. Altın, dövülerek ince bir tabaka haline getirilmiş varak olarak kullanılır. Altın varak su içinde ezilip jelatinle karıştırılarak belli bir kıvama getirilir. Boya ise genellikle toprak boyalardan seçilirdi. Sonraları sentetik boyalar da kullanılmıştır.

Tezhip sanatçısı (müzehhip) bir kâğıdın üstüne çizdiği motifi önce sert bir şimşir ya da çinko altlığın üstüne koyarak çizgileri noktalar halinde iğneyle deler. Sonra bu delikli kâğıdı uygulanacağı zeminin üstüne koyarak delikleri yapışkan bir siyah tozla doldurur. Delikli kâğıt kaldırıldığında motifin uygulanacak zemine çıktığı görülür. Bu motif iyice belirginleştirilip altınla ya da boyayla doldurularak tezhip meydana getirilir.

Mk-Ultra (Beyin Yıkama) Nedir? (Hakkında Bilgi)

| 15 Mayıs 2008 Perşembe

CIA, insan beynini kontrol etme deneylerinin, Çinlilerin Kore Savaşı sırasında esir düşen Amerikalılara uyguladığı "beyin yıkama faaliyetlerine" karşı bir savunma yanıtı olduğunu ileri sürer.* Yakalanan Amerikalı pilotlar, ABD'yi sivillere yönelik biyolojik silah kullanmakla suçlayan açıklamalar yaptılar. Aslına bakılırsa, ABD'de beyin yıkama deneyleri CIA'dan önce başlamıştı.

CIA'nın davranış kontrolü de denilen beyne hükmetme faaliyetleri, normal denetim süreçlerinden kaçırılan bir program çerçevesinde 1953'te hız kazandı. MK-ULTRA kod adlı programa ait çok sayıda dosya, programda başından beri yer alan CIA Başkanı Richard Helms tarafından, 1973 yılında görevi bıraktığı sırada yok edildi. Ama yaşanan tarih yeterince iğrençtir.

MK-ULTRA hayaletleri, içlerinde California'daki kötü ünlü Vacaville Devlet Hapishanesi mahkûmlarının yüzlercesi bulunan habersiz denekler üzerinde radyasyon, elektrik şoku, elektrot yerleştirme, mikro dalga, ultrason ve geniş kapsamlı ilaç testleri uyguladılar.

CIA, beyin kontrolünün işkenceye dayanıklı kurye (bellek, önceden belirlenmiş bir sinyalle canlandırılıyordu) ve programlanmış suikastçı yaratmanın bir yolu olduğunu gördü. Sirhan Sirhan'ın Senatör Robert Kennedy'yi öldürmeden önce CIA bağlantılı bir beyin yıkayıcı tarafından eğitildiği yolunda kanıtlar var.

CIA ayrıca karşıtlarını LSD gibi zihin bozucu maddelerle saf dışı bırakabileceğini fark etti. LSD'den öylesine büyülendi ki, 1953'te dünyada ne kadar varsa hepsini satın almaya kalkıştı. Yıllar, boyunca, CIA, ABD'deki yasal ya da yasadışı LSD'nin en önemli kaynağıydı. CIA bağlantılı bir satıcı, milyonlarca doz LSD üretti.

Sonunda güvenilmez olarak görülen LSD deneylerden çıkarıldı. CIA, o zamana kadar LSD'yi kendi ajanları da dahil sayısız insan üzerinde rızalarını almadan denedi; çok sayıda intihara yol açtı. Bunların arasında kendi ajanları da vardı ve bazıları intihar etti. Biyolojik savaş uzmanı bir CIA görevlisi, fazla dozdan sonra kendisini onuncu kattan aşağı attı. Ailesinin, ölümünün gerçek nedenini öğrenebilmesi için 22 yıl geçti.

CIA ayrıca bir dizi daire kiralayarak fahişelere tahsis etti. Tek yönlü aynaların arkasından, fahişelerin erkeklere yutturduğu değişik ilaçların şanssız kurbanlar üzerindeki etkilerini izledi. CIA denetçileri 1963'te bu durumu ortaya çıkardıklarında, MK-ULTRA programına sözde son verildi. Gerçekte sadece adı MKSEARCH diye değiştirildi ve kimi egzotik projeler daha şıklaştırıldı.

CIA, tüm davranış kontrolü operasyonlarının 1973'te Helms'in ayrılmasıyla birlikte sona erdiğini açıklıyor. Bu açıklamaya inanırsanız, tüm o beyin yıkama deneylerinden bazı faydalı yöntemler öğrenmişler demektir.

* Kore Savaşı'nda esir düşen Amerikalı askerler, komünistlerden hiç beklemedikleri bir muamele gördüler. Kötü muamele bir yana, insani haklarının hepsi karşılandı. Çin Halk Cumhuriyeti gönüllülerinin eline esir düşen Amerikalıların bir kısmı, serbest bırakıldıkları halde ülkelerine dönmeyi reddedip Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti veya Çin'de kaldılar. ABD'nin emperyalist uygulamalarını teşhir eden açıklamalar ve çalışmalar yaptılar. (Y.N.)